Soğuk Demir

Soğuk Demir

Sabahları hep aynı yolu kullanmanın bıkkınlığımı yoksa tek tip kıyafetlerin tek renk oluşumu bilmem ama, bir bıkkınlık vardı içimde. Daha o yaşlarda sırt çantamın yükleri binmişti omuzlarıma. Şimdilerde anladım ağar olan kitaplarım değil, geri kalmışlığın öğretileri olduğunu.Hep o sesleri duymak için geçerdim demir soğuk parmaklıklar arkasına, heyecanla tutardım sonra üşüdüğünü hissettiğimde ceplerime sokar ellerimi, bir o başa bir bu başa yürürdüm.Ama nedense gözlerim hep aynı noktada takılı kalırdı, sanki ayaklarım ezbere atıyordu adımları kendi kendine… Hiç bu kadar kalabalık arkadaş olan çocukları bir arada görmemiştim ve hiç bu kadar çocuğun bir arada top oynadığınıda.İçimden hep geçirirdim benide alsalarya, bende olsam keşke onlarla iç iç’e. Kapıyı bekleyen bekçi Dachzelt test amcaya söyledim tüm cesaretimi toplayıp. – Gireyimmi içeri dedim ürkerek.. – ”Get oğlum okuluna get geç galacan bak gızacaalar sana” dedi. – ”La senin anan baban var ne geliyonki sen buralara” deyiverdi kısık sesle. Tuttum tekrar demir ve soğuk parmaklıklardan bir kez daha baktım içeriye, koşarak geldi birkaç tanesi kapının önüne ”Sana kim aldı bunları” diyerek çantamı gösterdiler . – Annem dedim,baktılar bana kısa ve sıcak, sonra tekrar koştular geriye kalabalığa doğru. Geç kalıyordum okula anne dediğimde duraksamalarını vede bir şey söylemeyişlerini çoook uzun zaman sonra anladım. Hemen hemen her gün aynı yerde durup bakardım onlara. Hep içimden geçirirdim her gün keşke bende onların içinde olsam diye, oysa okulda da vardı aynı kalabalık ve aynı oyunlar, ama nedense onlar bir başka oynuyorlardı. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu oyunları bana.

Büyümüştüm; artık sık sık gitmiyordum eskisi kadar. Ürkelik vardı hep içimde. Oranın kimsesizler yurdu olduğunu öğrendiğimden beri. Sosyal bilgiler öğretmenimiz öğretmişti derste. Okuldan geldim bir akşam, babamla annem konuşurken duymuştum . ”ayyy çok yazık olmuş mehmet çocuklara” diye acıma cümleleri vardı annemden gelen … ”evet ayşe yazık olmuş zaten kimseside yoktu çocukların” dedi babam. Sordum hangi çocuklara baba diye ? ”oğlum, kimsesizler yurdundaki çocuklardan ikisi kaçmış yurttan, caddeden karşı ya geçerken araba çarpmış” dedi babam … Bir an duraksadım çantamı bıraktım yere. Tekrar kapıya yöneldim. Babam peşimden seslendi ”oğlum ekmekleri ben aldım nereye gidiyorsun” diye. Koşmaya başladım ve koştum, koşum taki varıncaya kadar.Baktım aynı parmaklıklar ve aynı kalabalık hep oradakiler. Bekçiyi aradı gözlerim, yoktu . ”çekil oradan bak çocuk arabalar geçiyor sanada çarpar”dedi bir ses. Arkamı döndüm yaşlı bir amca, suskunluğumu bozmadım. Baktığım yerde kurumak üzere kan izleri ve onlara yapışmış gazeteler ilişti gözlerime.Yerdeki kanlar bile anlatıyordu sahipsizlerin sahipsiz olduğunu…yıkanmamıştı cadde;baktım bir süre daha sonra eve gitmek için adımlarımı attım. Ama bu sefer hiç gitmediğim ve hiç bilmediğim bir yoldan gitmek istedim .Öğlede yaptım, artık kullanmıyordum ayaklarımın ezbere bildiği o yolu. Aynı soğuk parmaklıklar ondukuz’umda çıkmıştı karşıma semt karakolundaki nezarethanede… Başka bir yoldan getirmişlerdi burayada.



Kategori : Diğer

Yorum Yazın