Aşçı Kız Masalı

Aşçı Kız Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Çok uzak bir ülkenin en güzel şehrinde aşçı olmayı ve herkesin çok beğendiği, adeta parmaklarını yedikleri kadar güzel yemekler yapan bir gurme olmayı isteyen bir kız varmış. Hayatta yaptığı bir tek yemek varmış ve tarifine güvenirmiş. Öylesine özene bezene hazırlarmış ki yemeği, yemek hazırlarken kendini kaybeder, dünyayla bağlantısını keser ve başka hiçbir şeyi düşünmezmiş.

Gün gelmiş ve bir restoranda aşçı olarak işe girmiş. Restoran sahibi kızın nasıl yemek yaptığını bilmiyormuş ama içinden bir ses onun güzel yemekler yapacağını söylüyormuş. O yüzden kabul etmiş işe. Ve genç kız restoranın mutfağına girmiş ve heyecanla ilk yemeğini yapmaya başlamış. Her zaman yaptığı gibi bütün özverisiyle hazırlamaya koyulmuş yemeğini. Aklından tüm düşünceler silinivermiş, kendine has tarifini en iyi şekilde hazırlamış. Ve restoranın garsonuna vermi sarıyer kahve sipariş ş. Garson yemeği en güzel şekilde müşteriye servis etmiş. Aşçı kız da heyecanla mutfağın kapısını aralayarak müşterinin tepkisini incelemeye koyulmuş.

Müşteri çatalını eline almış ve ilk lokmasını atmış ağzına. Ağzına atmasıyla lokmayı tükürmesi bir olmuş. Başlamış bağırmaya:”bu ne biçim yemek böyle be! Nasıl restoran burası!” Kızın çok gücüne gitmiş bu durum ama umutlarını da kaybetmemiş. Restoran sahibi kıza öğütler vermiş daha dikkatli olması konusunda.

Ve ikinci kez yapmış yemeğini, üçüncü kez, onuncu kez. Ama yemeği kimse beğenmiyormuş. Kızın iyi bir aşçı olma hayalleri her müşteriden sonra biraz daha eriyormuş.

Ve bir gün işten ayrılmaya karar vermiş. Restoran sahibiyle konuşmuş ve ayrılmak istediğini söylemiş. Restoran sahibi bugün garsonun izinli olduğunu bu yüzden bugün de çalışıp öyle işi bırakmasını rica etmiş. Kız da kabul etmiş. Mutfağa gidip aynı yemeği tekrar yapmış. Garson da izinli olduğu için yemeği kendisinin servis etmesi gerekiyormuş. Kız servis tabağını eline alıp müşterisinin masasına doğru yürümeye başlamış.

Genç adam, beyaz önlüklü ve başında aşçılara has kepi takılı olan kızı görünce kalbi gümbür gümbür atmaya başlamış. Kızın attığı her adımda gencin kalbi daha da hızlı çarpıyormuş. En sonunda aşçı kız masaya gelmiş ve tabağı genç adamın önüne koyup “afiyet olsun” demiş. Ve gerisin geri, umutsuzca mutfağa geri dönmüş.

Genç adam, bakışlarını zorlukla kızdan çekip yemeğine dönebilmiş. İlk lokmasını ağzına attığında yemeğin lezzetinden kendinden geçmiş. Bugüne kadar annesinin yemekleri dahil hiçbir yemek bu kadar lezzetli gelmemiş ona. Her lokmada daha da kendinden geçiyormuş. Restoranın orta yerinde ayağa fırlayıp bağırmaya başlamış “bu hayatımda yediğim en güzel yemek” diye. Genç kız mutfak kapısından kafasını uzatıp neler olduğuna bakmış. Hayret etmiş. Çünkü bugüne kadar kimse yemeğini beğenmemişti. Sevinçle restoranın ortasında çılgın gibi bağıran adamın yanına gidip “gerçekten beğendiniz mi?” diye sormuş. Adam yemeğin lezzetinden kapadığı gözlerini açınca karşısında o güzelim kızı görmüş. “bu hayatımda yediğim en güzel yemek” diye tekrarlamış. Restorandakiler ve restoran sahibi bakakalmışlar. Aşçı kız da umutlarını yeniden kazanmaya başlamış.

Derken genç adam her gün aynı restorana gidip aynı yemeği sipariş vermeye başlamış. Ve genç kız her gün aynı genç adama aynı yemeği servis ediyormuş. Her lokmada daha da lezzetli hale geliyormuş yemek.

Ve her ikisi de anlamışlar ki yemeği yemek yapan aşktır. İnsan aşkının elinden zehir olsa yer. İnsan aşkı için elinden gelen en güzel yemeği yapar. İki taraf da bunu bilir.



Kategori : Aşk İlişkileri

Yorum Yazın